Erol Güngör Diyor Ki
Bir ülkenin kanunları o toplumdaki ahlâk kurallarının resmî müeyyide altına alınmış şekilleri olmalıdır. Kanunlarla ahlâk kuralları birbirine uymadığı zaman, insanlar bunlardan birini çiğnemek zorunda kalırlar.
Aydın olmanın gerektirdiği zihin disiplinini korumak isteyen kimse, herkesin koşuşturduğu yere gözü kapalı dalacak yerde, sakin bir köşeye çekilerek bütün bu olup bitenlerin neden ibâret bulunduğunu düşünmeye çalışır.
Bir üniversite talebesi sokak bolitikacısının peşinde koşuyor, mektep kaçkını gazete fıkracılarından ders alıyorsa onun kesesi değil kafası boş demektir.
Otuz-kırk yıl önce yazılmış olan be Türk dilinin en iyi örnekleri olarak bilinen romanlar otuz-kırk yıl sonra “sadeleştirilerek” okuyucuya sunulmak sorunda ise, orada edebiyatın sözü edilemez. Böyle bir ülkede aklın varlığı bile şüphelidir.
Bin kelimelik uydurma dille yetiştirilen gençler arasından bin yıllık Türkçe’ye dayanarak yazan ve düşünen Yahya Kemal ayarında bir şair çıkması beklenebilir mi?
Bir toplum hangi hedefe gitmek istiyorsa ona uygun bir ahlâk sistemi geliştirmeye çalışacaktır.
Türk milliyetçileri inkılapçılar gibi tasfiyeci ve ayırı olacak yerde birleştirici ve bütünleştirici olmak zorundadur.
Gençler ideoloji yerine fikir sahibi olmayı tercih ederlerse kendilerinden beklenen hizmeti yapabilirler.
Süleymaniye’nin yapılması için sinan gibi bir dehâya, Kanunî gibi bir hükümdâra,
Osmanlı’nın organizasyon kabiliyetine ve yıllar süren emeklere ihtiyaç vardır; ama ellerine birkaç sandık dinamit verilmiş iki geri zekâlı bu yapıyı yıkmaya yeter.